“Duyarlı Web Tasarımı” – 2013’te bunu sakın göz ardı etmeyin!

Son dönemde Samsung Galaxy S3, iPad mini, Nexus 7 ve Microsoft Surface gibi farklı mobil cihazların popülerleşmesiyle birlikte sıkça gündeme gelen ve belli ki 2013’te de yine gündemde olacak bir konu “Responsive Web Design” (RWD) yani Türkçe adıyla “Duyarlı Web Tasarımı”. Duyarlı Web Tasarımı ile web arayüzleri, CSS3 media query’leriyle optimize edilip farklı platformların ekran çözünürlüklerine uyum sağlayarak bu platformların herbirinde benzer kullanıcı deneyimine olanak sağlanır. Bir diğer deyişle, duyarlı tasarıma sahip web siteleri, görsel düzen ve içerik (yazı, formlar, fotoğraf ve videolar vbn.) açısından, kullanıcının şartlarına göre, yani ekran boyutu, platformu ve oryantasyonuna göre adapte olan sitelerdir. Başarılı bazı örnekler için bknz:  http://designmodo.com/responsive-design-examples/

Tüketicilerin hergün onlarca farklı kanal aracılığıyla kampanya linklerine tıklayarak “landing page”lere (yani “iniş sayfalarına”) ulaşmasını hedefleyen pazarlamacıların, duyarlı web tasarımını kesinlikle atlamamaları gerek. Pazarlama masrafları arasında bir dijital ajansa duyarlı web tasarımı için ödenecek ücret, aksi takdirde kullanıcı deneyiminde yaşanacak sorunlar ve beraberinde potansiyel tüketicilerin sayfadan uzaklaşmaları, başka linklere kaymaları vb. riskler düşünüldüğünde aslında hemen hemen hiçbir şey!

Son olarak, duyarlı tasarımla sadece mobile uyumluluğu kastetmediğimizi, bunun günümüzde artık internete bağlanılabilen her tür araç, örneğin buzdolabınızın üzerindeki entegre ekran bile olabileceğini unutmayalım..Özetle:

This is not the web

This is the web

This will be the web

 

 

 

Facebook’ta iyi bir pazarlama için 64 teknik

Facebook marketing strategies

2012’nin bitip yeni yılın başlamasına az kaldı ve ben de bugün için sizlerle hem geçmiş yıldan hem de gelecek yıla dair birer ufak yazı paylaşmak istedim.

Aslında blogumun dili Türkçe olduğundan tutarlı olmak adına hep Türkçe içerik paylaşmaya dikkat ediyordum ama bu İngilizce özet tabloyu es geçemeyeceğim:

Aslında 16 numaralı (ve dolayısıyla 32 numaralı) taktiğin artık kaçınılmaz olduğunun hepimiz farkındayız. Markamızı sosyal medyada beğenen kişilerin bunu tag’leyerek veya diğer yollarda kendi listelerindeki kişilerce görülmesini sağlamak ve böylelikle “online word-of-mouth” yaratmak çok önemli.

“Collaboration”, yani işbirliği de bir diğer önemli ancak bazen bazı firmalarca atlanan bir unsur. Özellikle 49 ve 55. taktiklerin B2B firmalarca kullanılmasının, yepyeni bir sosyal aktivite planlanıp uygulanmasıyla karşılaştırıldığında markanın yayılımı açısından görece çok daha düşük masraflı ancak bir o kadar etkin bir yöntem olduğunu düşünüyorum.

Program for Learning – Digital Marketing

Pfl

‘’Learn For Your Dream” sloganıyla yola çıkan Yıldız Teknik Üniversitesi Sürekli Eğitim Merkezi (YTÜ-Sem); bu yıl faaliyete geçireceği kısa süreli, çok katılımlı eğitim organizasyonu Program for Learning’e Digital Marketing eğitimi ile devam ediyor. 22 Aralık’ta gerçekleşecek olan bu eğitimle ilgili detaylı bilgiyi http://www.programforlearning.com/ adresinde bulabilirsiniz.

Reklamını yapıyorum sanmayın, organizatör veya konuşmacılarla bir bağım yok ancak konuşmacı listesine bakınca güzel bir gün olacağa benzer diye düşünüyorum. Özellikle Grupfoni Kurucu Ortağı ve Genel Müdürü Burak Hatipoğlu’nun dijital girişimcilik üzerine konuşması ve Gnctrkcll’in Dijital Pazarlama Uzmanı Can Yıldızlı’nın “Dijital Pazarlamada Marka ve İmaj” konulu konuşması çok heyecan verici. Yanına bir de BATESMOTELPRO’dan dijital pazarlamada viral reklamı dinlemek hem ciddi hem eğlenceli olacaktır😉

 

 

QR kod oluşturma ve sonuçları takip etmenin yolları

QR-Code2

Evet, QR kodlara hem pazarlamacı gözünden hem de tüketici gözünden baktığımda, tek kelimeyle BAYILIYORUM!🙂

QR kodunu yaratmak kadar iletişiminizde kullandıktan sonra kodu kaç kişinin okuttuğunu, okutma zamanlarını, lokasyonlarını vb. bilgileri öğrenmek de yatırımınızın getirisini anlamak adına çok önemli.

 

Bu yazımda yine azimle öğrendiğim bazı bilgileri paylaşacağım. İlk aşama: QR kodu nasıl oluşturulur? Bunun için önce biraz daha uzun ama oldukça yaygın olarak kullanılan bir yöntemden bahsetmek istiyorum:

1. adım: Google Analytics ile kampanyanız için bir URL oluşturun. Bunu çok basit bir formla şu adreste yapabilirsiniz: http://support.google.com/analytics/bin/answer.py?hl=tr&answer=1033867&rd=1

(Bu adımla başlamanızın faydası, ilerde QR kampanyanızı Google Analytics ile takip etmenize olanak sağlayacak olması)

2. adım: yarattığınız bu URL’yi bir link kısaltma servisi ile kısaltmak. Örneğin bit.ly yi kullanabilirsiniz.

Bu adımın faydası da şu: kullanacağınız URL kısaldıkça, QR kodun yoğunluğu azalır ve scan edilmesi daha kolaylaşır. Dolayısıyla, nasılsa çok kolay bir adım olduğundan, atlamayın derim.

3. adım: QR kod oluşturan bir site / program yardımıyla bir önceki adımda oluşturduğunuz linki QR koda çevirin. Bunun için önereceğim site QRStuff çünkü sadece birkaç kolay adımda size hem içerik hem de çıktı anlamında güzel seçenekler sunuyor.

QR-Code3

İçerik olarak sadece oluşturduğunuz kampanya linkini değil, örneğin bir YouTube videosunu, akıllı telefon uygulama mağazalarında uygulamanızın linkini veya Facebook profil sayfanızı kullanabiliyor; bunlardan oluşturabileceğiniz QR kodunu da çıktı olarak alabilmenin, kaydedebilmenin yanısıra T-shirt, kupa gibi promosyonel materyallerin üzerine de bastırabiliyorsunuz.

 

QR kod yaratmanıza ve sonrasında ilgili analitikleri almanıza yardımcı olacak bir diğer yöntem ise, tüm hizmetleri bir arada sunan internet sitelerine başvurmak. Bu yöntem için de açıkçası kullanmadığım ama hakkında okuduklarımdan dolayı iyi izlenime sahip olduğum BeQRious ve SmartyTags sitelerini öneririm. SmartyTags, sahip olduğu basit ve kullanışlı arayüzü ile işinizi oldukça kolaylaştıracaktır. Alternatifler arasında inceleme yaptıktan sonra karar vereyim derseniz diye başka da bazı adresler vereceğim, tabii bazıları ücretli servis veriyor..

http://qreateandtrack.com qr_code1

http://www.qreatebuzz.com

http://www.insqribe.com/barcodes

http://www.i-nigma.com

http://www.qrme.co.uk

http://api.qrcode.kaywa.com

http://www.likify.net/

 

Sosyal Pusula

Yeni medya ve dijital pazarlama alanındaki en büyük fikir liderlerinden biri olan Brian Solis’in 2010’da yayınladığı Engage! kitabında yer verdiği “Social Marketing Compass” ya da sonradan güncellediği adıyla “Social Compass”, hızla değişen sosyal medyada hala güncelliğini koruyan ve bence bu nedenle çok değerli bir model.

http://www.briansolis.com/2009/10/introducing-the-social-compass/

 

Önümüzde birden çok seçenek ve yön var. Burda yapmamız gereken bu sosyal pusulayı tıpkı gerçek bir pusula gibi kullanmak. Öncelikle merkezde yer alan markadan dışarıya doğru giderek, hedef kitlemizi belirlememiz önemli. Blogger’lar, trendsetter’lar, geleneksel medya vb. arasında seçeceğimiz hedef kitlemize göre sonraki aşamalarda onlara ulaşmada “ne”yi, “nasıl”, “ne zaman” ve “neden” komünike edeceğimize karar veriyor olacağız. Hedef kitlenin belirlenmesinin ardından, pusulanın yeşil katmanında kullanılabilecek farklı platform alternatifleri ve bir sonraki seviyede de firmanın söyleyeceklerini yaymada kullanacağı kanallar belirtiliyor. Bu kanallara, SEO, user-generated content (kullanıcıların yarattığı içerik), promosyonlar ve crowdsourced araçlar örnek olarak verilebilir.

Pusulanın son katmanı ise duygulara yönelik. Solis’in dediği gibi “the socialization of the Web is powered by people”, yani internetin sosyalleşmesi, gücünü insandan alan bir olgu. Dolayısıyla her alanda olduğu gibi sosyal medyada da duyguları iletişimin temel parçası haline getirmek kaçınılmaz. Pusulanın tüketicilerle duygusal bir bağ kurmada gösterdiği seçenekleri ise aşağıda orjinal İngilizce isimlerinin beraberinde kısa açıklamalarla özetledim:

  • Reciprocation — “karşılıklılık” manasına geliyor. Yani tüketicilerden aldığımız kadar onlara birşeyler geri veriyor olmalıyız. Satın alımları olsun, paylaştıkları fikirler olsun biz pazarlamacılar için çok önemli ve bunu da onlara hissettirmeliyiz.
  • Empathy — tüketicilerle empati kurarak ürünümüzü aslında neden aldıklarını, markamızı neden beğendiklerini anlamak çok önemli.
  • Recognition — tüketicilerin yaptıklarını onaylıyor olmamız ve davranışlarını takdir etmemiz de çok önemli.
  • Core values — markamıza ve markamızın yaptıklarına temel değerler atfetmemiz, aslında bunları bir amaç uğruna yapıyor olduğumuzu (örneğin çevrecilik, temiz teknoloji, insan hakları gibi) göstermemiz inandırıcılık ve tüketiciyle bağ kurmamız açısından çok faydalı olacaktır.
  • Resolution — ürünümüzün tüketicilerin bir sorununa çözüm sağlıyor olduğunu göstermeliyiz.
  • Empowerment — “yetkilendirme” manasına geliyor. Tüketicilere daha önce bizim ürünümüz olmadan yapamadıkları birşeyi şimdi bizim sayemizde yapabiliyor olduklarını hissettirmeliyiz.
  • Humanization — Tüketicilerle asla materyalist bir bakış açısıyla değil, insancıl ve onlara değerli bireyler olduğunu hissettirir şekilde iletişim kurmalıyız.
  • Honesty — iletişimimizde hiçbir zaman dürüstlüğü elden bırakmamalıyız.
  • Reward — tüketicileri satın alımları için ödüllendirmeliyiz.
  • Value proposition — tüketicilerin ürünümüzü tüketerek ne fayda elde ettiklerini net bir şekilde ortaya koyuyor olmalıyız.
  • Believability — aslına bunu iki boyutlu düşünebiliriz: hem iletişimimizde inandırıcı olmalı, hem de tüketicilere inanacakları bir fayda sunmalıyız.
  • Sincerity — Her zaman içten, samimi davranarak tüketicinin güvenini kazanmalıyız.

 

Yeni başlayanlar için “Content 2020”

Coca-Cola’nın yeni başlattığı Twitter üzerinden yürütülen ve bimilyonneden.com üzerinden de takip edilebilen interaktif kampanyası belli ki önümüzdeki günlerde çok konuşulacak. Peki Coca-Cola’nın bunun gibi interaktif kampanyalarının temelinde yatan felsefesi ne? Firmanın geçtiğimiz sene içerisinde YouTube’da yayınladığı bu strateji videolarını henüz seyretmediyseniz bence önce burdan başlamalısınız:

1. Bölüm:

2. Bölüm:

“Content 2020” isminin verilmesinin nedeni, hedef olarak 2020’ye kadar tüketimin mevcutun 2 katına çıkarılmasının hedeflenmesi ve bunun için de yatırımların içerik pazarlamasına odaklanacak olması. Temelde yaratıcılıkta mükemmellikten içerik anlamında mükemmelliğe doğru bir geçiş ve bunun için de “liquid” ve “linked” içerik yaratımı hedefleniyor. “Liquid content”i belki “sıvısal içerik” olarak çevirebiliriz, çünkü bu ifadeyle aslında bulaşıcı fikirler ve bu fikirlerin aynı zamanda birbirleriyle alakalı olması yani bir kaptaki sıvının bölümleri gibi birbirleriyle temas halinde, birbirlerinden kopuk olmaması durumu kastediliyor. Yaratılan içeriklerin iş hedefleri, markaların kimlikleri ve tüketici beklentileriyle örtüşüyor olması, yani bunlarla “linked” olması ise diğer önemli prensip.

Tüketicilerle yaratacakları konuşmaların çıkış noktasını marka hikayeleri olarak belirlemişler ve kesinlikle dünyayı daha iyi bir yer haline getirmek için Coca-Cola’nın yaptıkları ile ilgili konular olmalı. Diyaloğu bunların üzerinden tetikledikten sonra da önemli olanın Coca-Cola olarak da sadece dinlemeyip, aynı zamanda konuşmalarda aktif olarak da yer alınıyor olması.

İçerik yönetimi ile ilgili olarak Coca-Cola’nın modelinden diğer markaların da ilham alacağı noktalar ise şunlar: diyalog yaratırken marka, tüketicilere zevkli deneyimler için katalist rolü üstlenmeli, fikirlerin anlaşılır / açık olduğundan emin olmalı ve risk almaktan korkmamalı. Risk ile ilgili olarak Coca-Cola’nın benimsediği strateji çok net ve olumlu anlamda zorlayıcı: İçerik pazarlaması için yatırımlarının %70’ini düşük riskli, geleneksel reklamlar üzerinden kurgularlarken, %20’sini hali hazırda işleyeceği konusunda şüpheleri olmayan inovatif alanlar üzerine, geriye kalan %10’unu ise yüksek risk taşıyan, tamamen yeni fikirler ortaya çıkaracak alanlara yapıyorlar.

Sosyal Medyada Güven Yaratma

Sosyal medyada kullanıcıların markanıza güven duymasını nasıl sağlarsınız? Bu soruya cevap ararken öncelikli olarak üzerinde durulması gereken konu, sosyal medya stratejilerini belirlerken neyin baz alınması gerektiği. Facebook ve Twitter gibi büyük sosyal ağlar aslında firmaların stratejilerini kendi sundukları araçlara göre şekillendirmelerini istiyor ve birçok firma da bu şekilde hareket ediyor. Bu yıl “Yeni Dünya Düzeni: Tam Şeffaflık” temasıyla düzenlenen Digital Age Konferansı’nın konuşmacılarından Sosyal Medya Gurusu Richard Stacy’e göre ise, “bir şirketin yapabileceği en büyük hatalardan biri stratejisini araçların kullanımı ile tanımlamasıdır.. Araçlara yönelik bir strateji yerine, ulaşmak istediğiniz müşteri davranışlarına sizi ulaştıracak Diyalog, İçerik ve İletişim stratejisini öncelikle belirlemelisiniz. Bu üç alanda hedeflerinizi ve yapacaklarınızı çıkardıktan sonra sosyal medya araçlarını seçmek ve bu araçlar değiştikçe ona uyum sağlam gerekli”.

Sosyal medyada güveni oluşturmada, Internet Marketing Inc. firmasının kurucularından Brent Gleeson ve firmanın Sosyal Medya Direktörü Carrie Peterson’ın önerdikleri 6 yolu çok etkin buldum ve sizlerle paylaşmak istiyorum:

1.       İletişimi düşünce liderliği üzerine oturtmak: Markaların sosyal medya profillerinde kullanıcılara birtakım promosyonlar aralıcığıyla “fırsatlar” sunması, tabii ki hem mevcut üyeleri satın alıma teşvik etme hem de yeni üye kazanma açısından önemlidir ancak marka profillerindeki iletişim asla bu tip aktivitelerle sınırlı tutulmamalıdır, aksi takdirde tüketiciye gerçekten değer yaratılmış olmaz. Marka, tüketicilerine aynı zamanda sektöründeki uzmanlığını da gösterecek ve onları da eğitecek, eğlendirecek ve heyecanlandıracak içerikler paylaşmalı ve böylelikle bu tarz bilgileri diğer kullanıcılarla da paylaşacak kadar eğitici/heyecanlandırıcı bulmalarını sağlamalıdır.

2.       Şeffaflık: Richard Stacy’nin dediği gibi, “Sosyal medya güvenin doğasını da değiştiriyor. Artık güven şirket ya da marka içinde belirlenen bir kurum olmaktan görünür süreçlerde belirlenen bir şey olmaya gidiyor. Bu değişimin motoru da yükselen şeffaflık. İnsanlar size, siz söylediğiniz için güvenmiyor artık. Gerçekte ne yaptığınıza göre güveniyor. Bu bir şirket için büyük bir problem.” Günümüzün dijital dünyasında artık internet kullanıcılarının firmanız/markanız hakkında istedikleri her an dünyanın her yerindeki diğer kullanıcılarla istedikleri bilgiyi ve yorumu paylaşmalarının önündeki engeller kalkmış durumda. Böyle bir ortamda markalar kendileriyle ilgili bilgileri kesinilkle şeffaf şekilde sunmalı ve hatta tercihen firmanın üst yönetiminin de sosyal medyada yer alması teşvik edilmeli.

3.       Hızlı ve cevap vermeye hazır bir tüketici iletişimi: Tüketici şikayetlerinden korkmamalı, bu şikayetlere zamanında ve ilgili cevap verilebildiği takdirde tüketici tavsiyesine de dönebileceği unutulmamalıdır.

4.       Hesap verme yükümlülüğü unutulmamalı

5.       Eğlenceli ve basit etkileşim yolları sunmalı

6.       Sosyal sorumluluk: Günümüzde tüketiciler artık gitgide daha çok sadece kar peşinde olmayan, yaşadıkları çevreye olumlu katkılarla geri dönen markaların peşinde. Sosyal medya kanalları ise firmaların sosyal sorumluluk projelerini etkin bir şekilde komünike edebildikleri ve tüketicilerin diğer kullanılıcılarla da paylaşmalarını sağladıkları alanlar. Bunun bir örneği olarak, Marriott otellerinin yaptığı bir check-in kampanyasını verebiliriz. Yapılan her check-in için bağış kampanyasına $2 bağış yapan Marriott, kullanıcıları arasındaki etkileşimi toplumun yararına kullanıma çevirerek kendisine duyulan güveni de arttırmayı başardı.

Özellikle bu son noktada da değinildiği gibi, markanız için yarattığınız içeriğin kullanıcılar arasında paylaşılması, markanıza duyulan güveni daha da arttırır. Bu nedenle içeriklerin kolay paylaşılabilir olmasına dikkat etmek çok önemli. İçeriklerde ayrıca markanızın sitesine link verirseniz, sosyal medyada paylaşacağınız içeriğin kısıtlı olması engelini de aşabilir (örneğin sadece 140 karakter ile sınırlı kalmaz) ve sitenizde sosyal medya üzerinden vermek istediğiniz mesajlarla ilgili daha geniş ve detaylı bilgi sunabilir ve size duyulan güveni daha da arttırabilirsiniz.